Yapay Zeka Çağında Duygusallık ve Bilişsellik: Microsoft Eğitim ve Economist Intelligence Birimi’nin yeni araştırması

Dünya genelinde değişim hızının artmasıyla birlikte okul ve iş dünyaları da çok büyük bir dönüşümden geçiyor. Yapay zeka gibi yeni teknolojiler günümüzün öğrencilerine iklim değişikliği, hastalıkların yayılmasının önlenmesi gibi onları motive eden büyük sorunları ele alma yetkinliğini kazandırıyor. Aynı zamanda işbirliği araçları, karma gerçeklik ve sosyal medya da onları birbirlerine hiç olmadığı kadar yakınlaştırıyor.

Bu değişimlerin sorunsuz olması ve önlerindeki fırsatların değerlendirilmesi için öğrencileri gelecekte ihtiyaç duyacakları farklı becerilere hazırlamamız gerekiyor.

Bugün anaokulu çağında olan çocukları işte ve hayatta başarı için nasıl hazırlamamız gerektiğini daha iyi anlamak amacıyla geçen yıl 2030 mezunları üzerine bir araştırma yayınladık.

Elde ettiğimiz sonuçlar iki ana temayı öne çıkardı: Kişiselleştirilmiş öğrenim gibi öğrenci merkezli yaklaşımlar ve sosyal-duygusal becerilerin artan önemi.

İşbirliği, empati, yaratıcılık gibi sosyal-duygusal beceriler uzun zamandır temel öneme sahip olsa da araştırmamız, bu becerilerin işverenler ve eğitimciler için yeni yeni önem kazanmaya başladığını ortaya koydu. Sosyal-duygusal beceriler, akademik ve istihdam başarısının kilit öngöstergelerinden olan esenlik açısından da gerekli.

Onun için bu yıl dünya genelinde eğitimcilerin ve okulların, öğrencilerin beceri ve esenliklerini geliştirmek için neler yaptıklarını daha iyi anlamak, teknolojinin nasıl yardımcı olabileceğini görmek amacıyla biraz daha derine inmeye karar verdik. Economist Intelligence Birimi (EIU) ile 15 ülkede 760 eğitimciyle anket yaptık. Meksika’dan İsveç’e, Endonezya’dan Kanada’ya kadar farklı ülkelerde eğitimcileri dinledik. Bu alanda önde gelen uzmanlarla görüştük, 90 çalışmayı inceledik.

İnfografiğin tamamını görmek için buraya tıklayın.

Tüm dünyada eğitimcilerin, öğrencilerin esenliğine büyük öncelik verdiğini ve bunu sınıflarında, okul ortamı genelinde ve toplumlarında desteklemenin yollarını aktif olarak aradıklarını gördük.

Ankete göre eğitimcilerin yüzde 80’i esenliğin akademik başarı, temel okuryazarlığın geliştirilmesi ve güçlü iletişim becerilerinin oluşturulması için kritik öneme sahip olduğuna inanıyor; eğitimcilerin yüzde 70’i de K-12 öğrencilerinin kariyerleri açısından esenliğin öneminin arttığını söylüyor.

Bununla birlikte okul sistemleri, esenliğin önceliklendirilmesinde eğitimciler kadar ileri bir noktada değil. Eğitimcilerin yalnızca yüzde 53’ü okullarında öğrenci esenliğini destekleyen resmi bir politikanın uygulandığını belirtiyor. Eğitimciler bireysel olarak sınıflarında çok iyi şeyler yapabilirler; ancak esenlik üzerinde ölçekli bir etki yaratabilmek için sistemli yaklaşımların benimsenmesi gereklidir.

Eğitimcilerin, öğrencilerinin esenliğinin iyileştirilmesine yardımcı olma çabalarında karşılaştıkları ortak bazı engeller saptadık:

  • Eğitimcilerin yüzde 64’ü öğrencilerin esenliğini destekleyecek kaynaklara veya zamana sahip olmadığını söylüyor.
  • Ankete katılanların yüzde 71’i öğrencilerin esenliğinde değişime yönelik uygulamaların okul liderleri tarafından yönlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Eğitimcilere, hangi teknolojilerin bu engellerin kaldırılmasında en yararlı olabileceğini düşündüklerini de sorduk. Verdikleri yanıtlarda üç alan öne çıktı:

  • Yüzde 58, yaşayarak edinilen deneyimlerin öğrencilerin senaryoları başkalarının bakış açısıyla görmelerini sağladığını, bunun da sosyal-duygusal becerilerin, özellikle empatinin desteklenmesi açısından büyük umut vaat ettiğini belirtti.
  • Yüzde 49, öğrenciler arasında işbirliğini teşvik eden araçlardan söz etti.
  • Yüzde 46, öğrencilerin duygu durumlarına dair verileri toplayan ve analiz eden araçları tercih ettiğini söyledi.

Bunların dışında teknoloji, bu yaklaşımlardan herhangi birinin tek bir sınıfın ötesine genişletilebileceği kritik ölçeği sağlamaktadır.

En iyi uygulamaların belirlenmesine yardımcı olmak için öğretmenlerin, öğrencilerinin ortalama üstü bir esenlik seviyesine sahip olduğunu bildirdikleri okullara yakından baktık. Bu okullarda ortak birkaç dizi özellik belirledik.

Bu konuda öne çıkan bu okulların:

  • Esenliği destekleyen resmi bir planın olması
  • Akademik başarıyı olduğu gibi esenliği de ölçme ve izleme
  • Öğrencilerin seslerini duyurabildikleri kapsayıcı sınıf uygulamalarını destekleme
  • Toplumla bir amaç temelinde etkileşim kurma
  • Profesyonel öğrenime okul olarak bütünsel bir yaklaşımı benimseme olasılıklarının daha yüksek olduğunu gördük.

Araştırmamızın sonuçlarının tam özeti Mart ayında yayınlanacak. Bu arada sizi, öğrencilere mutlu ve tatmin edici bir yaşam sürdürme yetkinliğini kazandıran becerileri daha kapsamlı olarak görebileceğiniz Mutluluk Öğretimi konulu ücretsiz webinar dizimize katılmaya davet etmek istiyoruz.

Bu yolculukta sizlerle birlikte yol almak, sizlerden öğrenmek, yeryüzündeki her öğrencinin daha fazlasını başarması için bilgi ve teknolojilerimizle katkıda bulunabilmek bize kıvanç veriyor.